Kendini 32sinde hisseden 27 yaşında Seymour. İstanbul'un sayılı zenginlerinden bir ailenin, dahi çocuğu. bir orduya yetebilecek zekaya sahip, sosyal bilimlerin her dalında uzmanlaşmış, az konuşur çok düşünür Seymour. Uzun boylu, buğday tenli, kumral saçlı.bazen içine tişört giydiği kareli gömleklerden biri bazen de birini ötekinden ayırt etmenin imkansız olduğu balıkçı kazaklarından birini üzerinde görmeniz muhtemel.kişiliği nereden bakarsanız bakın dağınık olmasına rağmen tıraş olmaya vakit buldukça sakalsız.sınıfları üçer beşer atlayıp üniversiteden mezun olduğunda 19undaydı. sonra nasıl olduğunu anlayamadan akademisyen oldu. kuşkusuz en çok merak uyandıran hocaydı. merak uyandırırdı çünkü onu ders saatleri içinde fakültede görmek neredeyse imkansızdı. gündüz saatlerinde onu okulda görebilmeniz için geceyi üniversitedeki odasında geçirmiş ve orda uyuyakalmış olması gerekirdi. disiplin kurulu, alkollü derse girmek hatta çoğunlukla derse girmemek suçlarından onu kurula çağırdığı gün, Galatadaki yüksek tavanlı, ahşap zeminli dairesinin balkonunda daha önemli meseleleri düşünmekle meşguldü. Bu daireyi babasının tüm servetini reddetmeden önce satın almıştı. Banyodaki kırık fayansı, mutfaktaki damlatan musluğu tamir ettirmemişti. Çünkü evi ilk kez bu haliyle görmüş ve o an mutfakta yemek pişiren Bella'yı hayal etmişti. O an evi satın almaya karar vermişti ancak ev sahibi evi satmaya yanaşmamış ancak kiralayabileceğini söylemişti. Uzun süre kiracı olarak kaldığı bu apartmanın en kötü yanı, günün büyük bölümünü balkonda sigara içerek geçiren, gece geç saatlerde içeri giren ve kapıyı kilitleme alışkanlığı bulunmayan bu adama tahammül edemeyen geçimsiz komşularını barındırıyor olmasıydı. Ama Seymour tam bir sabır abidesiydi. onların şikayetlerine kulak asmadı, çünkü evde onu bekleyen Bella'nın hayali vardı.Ev sahibi evden çıkması için kapısına dayandığında Seymour hole açılan küçük salonundaki çökmüş kanepesinde oturuyor, treasurer marka sigarasını içiyordu. önündeki sehpada john fante kitaplarından biri ve önceki gün sipariş ettiği yemeğin kutusu duruyordu. TV açıktı ama karınca hareketlerini inceleyen bir belgeselden farksızdı.(o kadar karıncalı gösteriyor demeye çalışıyorum)Ortalıkta yerini şaşırmış birsürü dvd, kitap, dergi, kıyafet, ambalaj(çöp) vardı.Evinin dağınıklığına aldırmayın Seymour bakımlı bir adamdır, iyi görünmeyi sever, çünkü insanların görünüşe ne denli önem verdiğinin farkındadır. Fakat o gün ev sahibi Seymour'un görünüşüne aldırış etmiyordu. tek istediği bi an önce evini boşaltmasıydı. çünkü o eve kolaylıkla Seymour'dan çok daha normal bir kiracı bulabilirdi. Seymour adamın hakaret ve uyarılarını bir süre dinledikten sonra sigarasını yanındaki küllükte söndürdü ve doğruldu. Hiç bir şey söylemeden birkaç adım ötedeki kapıya yöneldi ve dışarı çıkıp taşındığı günden beri ilk kez kapısını kilitledi. ertesi gün öğlene doğru eve geldiğinde ev sahibini içeride oturur halde buldu. "bu evi bana sat" dedi. ev sahibi bir dizi küfür ettikten sonra evden çıktı, fakat bu iyiye işaretti, çünkü bir hafta sonra Seymour resmen dairenin sahibi olmuştu.
hayatı boyunca edindiği ikinci mülküydü bu ev. birincisi 1966 model Mustang Shelby'ydi. Babasının ona 18. yaş gününde hediye ettiği son model arabasını satıp, ederinden biraz daha yüksek bir fiyata bu arabayı satın almıştı. babası bunu öğrenince nasıl da çıldırmıştı, ve o çılgın baba nasıl bir kıyamete yol açmıştı...
Yine de kıyamete değerdi Mustang. çürük güvez tonlarında parlak boyası ve kreme çalan beyaz deri koltukları...Arka koltuk, öndekileri kıskandırırcasına yepyeni.Sağ koltukta minik kül birikintileri ve Seymour yanındaki kızı öperken elindeki sigaranın koltukta bıraktığı yanık lekesi.Asla Mustang ve sarışın Bella arasında seçim yapmak zorunda kalmak istemezdi.
Bella'yı seviyordu, dahası Ona hayrandı. Bella onun duygularının farkında olsa da Seymour asla duygularını onunla paylaşmayacaktı. Hayallerindeki Bella'ya ihanet etmek istemediği için mi, yoksa onu mutsuz edeceğinden mi bilinmez, Onun yanına dahi yaklaşmasına izin vermeyecekti. Halbuki Bella onu severdi. Seymour'u herkes severdi, tek yapmaları gereken suretinden fazlasını görebilmekti."see more, seymour"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder