28 Eylül 2011 Çarşamba

Todd

Todd, Hawai gömleğiyle st. petersburg sokaklarını izlerken ne kadar uzaktı şimdiki zamandan.gelecekte mutlu olacağı vahyini almış havari gibi heyecanlı.
bir de geçmişten şarkılar çalınmasa durduk yerde kulağına.
neyse ki kendisi söyleyemediğinden sık sık yüzleşmiyor sıkıcı çağrışımlarla.ve maalesef gülümsetenlerle de öyle.
okumayan yazmayan gerekmedikçe konuşmayan bir adam Todd.ama güzel dinler.yaptığının kolaya kaçmak olduğunu yüzüne söylemiyor kimse.hatta yüzüne konuştuklarından çok arkasından konuştukları var.varsın biriktirmesin de konuşsunlar.söz biriktirmekle zengin olunsaydı, Todd gökdelenlerin tepesinde yaşayan Arnold olabilirdi.zaten ikisini toplasalar ancak bir adam ederdi.
Tanrı böylelerine ne vermesi ne vermemesi gerektiğini iyi seçer.Ona vereceği bacakların yüksekte otururken aşağıya sarkıtmaktan başka işe yaramayacağını önceden görmüş olmalı.
ona bir dükkan verdi.rutubetli raflarında ikinci el hayatlar satabileceği.böylece sandalyesinden kalkması gerekmezdi.her biri bel hizasında sıralanmış mallar, alıcılarını umutsuzca beklerdi.bazen ilham kaynağı olurlardı Todd'a.bazen bekledikçe tozlanan, tozlandıkça eskiyen baş belaları.tozlu hayatlara kim dokunmak ister ki, hem zaten kim dokunmadığı bir hayatı satın almak ister.
üstelik hepsi yürüyebilen insanların hayatlarıydı.çok yürünmüş olduğundan Todd hiçbirini kendine saklamayı aklından geçirmedi.hiç birini sahiplenmedi.ama içlerinde birisi vardı ki, keşke güzel bir kız st. petersburgda yolunu kaybetse ve aradığı şeyi bulmak üzere dükkanına girse, girmişken raflara dokunsa ve sağ köşeye gizlenmiş Emma'nın 2. el yaşamından kesitler satın alsa diye içinden geçirirdi.ama dükkana gelen kadınlar Emmanın hayatını üzerlerinde deneselerde, hiçbiri onu beğenmez, satın almaya layık görmezdi.Hatta Todd dükkan kapısını açık bırakıp gitse dahi, döndüğünde çalınmayan tek mal Emmanın sattığı hayat olabilirdi.

18 Eylül 2011 Pazar

Nefes

Martıların arkasından koşmak özgürlük getirmedi ona. Vapursuz şehirlerde martı bulmak çok zor. acı veren oyunlar çocukluğunu sileli yıllar oldu. unutulan çocukluğu hatırlamak ancak Nefes'le mümkün. Nefes; romayı istanbulla aldatan kadın.
Yalanlar gerçekleri örteli, siyah yalnızca kıyafetlerinde sakladığı talihsiz renk. Siyah geceler yok, siyah gözler ve saçlar gibi. Varsa yoksa mavi. ne gök gibi ne deniz, masmavi, Nefesin gözleri gibi.
pırıltılı cümleler, noktalara virgüllere boğulmuş.oysa marifet okuyanda.Nefes gibi okuyamadıktan sonra neye yarar yazmak.yerli yersiz noktalar.zaten noktalar hep sonlandıran hep kötü.noktasız başlangıçlar yüzünden Nefes aldatan kadın oldu. Ne gitti ne kaldı. gelgit gibi bile değil, tarifsiz.
efkarlı gecelerde Tanju okan kokan nefesler aldı sarhoşlar.Tuttular burunlarında, ciğerlerine sindi alkol kokan hava.nefesleri sindi meyhane duvarlarına. duvarlar Sarhoşluktan farkında değil aidiyetlerinin. En iyi Nefes anlar onları. Ait değil ne de olsa, ne kimseye ne zamana.

11 Eylül 2011 Pazar

Silvan

törpünün tırtıklarında hayat süren Silvan.demir soğuk ve paslı.rutubet kokusu yaşlı ve nemli.
Silvan bir adımdan ötekine her geçişinde düşünür ve kurgular.her durumu tasarlar, 2. plana gerek duymayacağını bilse dahi, mutlaka plan yapar.seri olmasa da çok sayıda maktul sahibi bir katilin alışkanlıları onunkiler.sigarasını tamamlamadan söndürür.bazen parlak yüzeyinde kendini görür, ateşte eriyen demiri döverken.eriyen tenine bakar.kendine üzülür.acır ve yeniden üzülür.bu kez kendine üzüldüğüne.sıcak, yalarken pas kokulu duvarları, Silvanın vücuduna siner.teninde ter damlacıkları birikir.O aldırış etmez.ter damlalarından yıllar önce, henüz demirci olmamışken edindiği göz yaşlarıyla avutur mezardaki sevgilisini.