11 Mart 2011 Cuma

Demian

Yolculuklar Demian'ı olgun, tuhaf bir kişilik haline getirmişti. 'Büyük adam' görüntüsü yüzünden; tütün değmemiş elleriyle tokalaşıldığında olmayan sigara kokusu algılanırdı. Gururu da yoktu oysa kanında nikotin de, hiçbirşey yoktu ufacık beyninde. sadece büyük görünür ve büyük konuşurdu. gökdelenlerin tepesinde yaşar, cahillerin günahlarına hükmederdi.hayatından geçen zeki kadınların isimlerini dahi aklında tutamazdı. zaten kadınlardan çok hayatlar geçmişti ömründen; hepsi de Demian'a ait.
Bir kez düştü cennetin parıldayan avize kristali, yüzbin parçaya ayrıldı, tuzdan farksızdı ve her bir tuz tanesi ayrı yaşamlara dönüşüp Demian'ın bedenine savruldu.Bütün tanecikleri yüreğini kapladığında, kırık cam parçacıkları canını yakmıyordu artık. Ne yakabilirdi ki öyleyse? kim acıtabilir Demian'ın canını, kendi istemedikçe?

3 Mart 2011 Perşembe

Victor

Şimdi merak edersiniz neden bu ses kaydını yaptığımı. Burada yapacak pek alternatifim yok da ondan. Zaman geçmek bilmiyor bu çelik halatları birbirine bağlayan beton kiriş üzerinde. oysa ne güzel olurdu şimdi boğazın serin sularına kendimi bıraksam. ölümün canımı acıtmayacağını bilsem hemen atlarım. ama boğazda yüzmek keyfini bir kaç dakikalığına dahi olsa tatmadan öleceksem neden atlayayım ki? hava serinlemeye başladı. neyseki sabah evden çıkarken ceketimi giymiştim. hayret doğrusu. normalde sevmem kat kat giyinmeyi. hele de baharın yeni yeni kendini gösterdiği günlerde. zaten herkes öyle değil midir? bir an önce kalın giysilerden kurtulma çabasında. daha ne kadar kalırım acaba burada? kaç saat oldu ki geleli? Tefecinin adamları beni buraya attığında saat 15:30 civarıydı. epey olmuş demek. onlar da çok garip adamlardı. nereliydiler acaba? biri Türk'tü ama diğer ikisini anlayamadım bir türlü. ecel korkusundan farkedemedim heralde hangi dilde konuştuklarını. Onlar benim çoktan öldüğümü sanıyorlardır tabii. belki de yakalanma korkusuyla uzak memleketlere kaçmışlardır. büyük cüsseli adamların ufak korkuları işte. gülünç.
Evden çıkarken kuş gibi hafiftim bu sabah. şimdi üzerimde yüzlerce arabanın tonlarca yükünü taşıyan boğaz köprüsü var. altımda karanlık marmara. milyon dolarlık yalıların ortasındayım. ne garip. kimse gözükmüyor bu kadar yüksekten. daha düne kadar boğazdaki yalısının terasında viskisini yudumlayan tefeci de görmezdi beni. demek yüksektenmiş.
İyi oldu bu kayıt işi. birileri beni bulursa ve kurtarmayı başarırsa, intihar etmediğimi anlatmam zor olacaktı. belki kayıtları dinleyince anlarlar. Ne zaman arasam ki bizimkileri? yok, şimdi değil. biraz daha dinleneyim.
bu kirişe kendimi atarken hayli yoruldum. beyaz arabadan yaka paça dışarı attılar önce. sonra öldürmenin daha doğru bir karar olacağını düşünmüş olacaklar ki kendileri de indiler. iki üç metre koşmaya kalmadan sırtımdan tuttu çekti daha iri olan. Ah ah eğitime önem verilmiyor bu memlekette. be adam madem boğazdan aşağı fırlatacaksın beni, Allah kuvvet vermiş. kaldır fırlat dimi? yok. zorla ittirdiler düşmem için. yahu çevrede bir sürü meraklı göz var. aynı gün teşhis ederler kimliğinizi. Neyse işte durum bu. bunlar beni itince aşağı, bende can havliyle korkuluklara tutundum. ama 74 kiloluk bedenimin hissedilen ağırlığı 740 kiloya ulaşınca "bu böyle olmaz" dedim kendi kendime. ellerim kaymaya başlamıştı. soğuk soğuk terliyordum bir yandan. öte yandan "söyledikleri gibi Muhammed'e mi inanmalıydım yoksa İsa beni kurtarır mı diye hesap yapıyordum. hesaplarıma göre 4 dakikalık takatim kalmıştı. 4 dk. içerisinde köprünün altındaki kirişe ulaşabilirsem kurtulabilirdim. ve "söz" dedim "eğer 4 dk. içerisinde kirişe ulaşamazsam atlayacağım" görkemli bir ölüm ritüeli planladım 4dklık yol boyunca. kirişe vardığımda önce sağ bacağımı uzattım kirişe.sonra hayatımın en önemli riskini alıp sol elimi bıraktım. başka türlü uzanamazdı öteki bacağım.sonra tüm gücümü ayaklarımda toplayıp olanca gücümle sıçradım betonun üzerine. Bu tozlu alan, o an için evim kadar değerliydi. biraz dar tabii. zamanında düşünememişler bir adamcağızın buraya sığınacağını. olsun. hava karardı iyice. ışıklar aydınlatıyor şehri yavaş yavaş.Siz de farkettiniz mi İstanbul'un en karanlık vaktinin ışıklar yanmadan hemen önce olduğunu. Boğazın ışıkları altında, şimdi buradan, tam da benim bulunduğum yerden izlemelisiniz İstanbulu. Arasam mı bizimkileri? Ama bu manzara da bırakılmaz ki şimdi. şarap olacaktı şarap. keşke Philip'i arasam. bi şarap kapıp gelir mi acaba. şimdi arasam, çağırsam, hayatta inanmaz bana. neyse biraz soluklanayım. Giderim nasılsa.