dönüyor düşkün Sufyan bir ayağı yerde öteki çepeçevre boşlukları yokluyor.kapasa gözlerini bir türlü açık tutsa körden farksız. bunca yıl körmüş zaten. hayata yeniden dönmüş. açılmış gözleri. başka alemlerden gelen ruhaniler için ninniler söylemiş. kadehler dolmuş boşalmış. boşalanın yerini yenisi almış ve geceler boyu şenlikler uykuyu unutturmuş.
Sufyanın kara kaşları kara gözleri ve kötü namı.portreyi tamamlayan ne öğe varsa Sufyana ait hepsi yerli yerinde. Dönen başlar üzerindeyken daha yazılmış kaderi.
egzos kokusu dumana karışmış.duman şehri esir almış.Şehirde sarhoş kediler sokakları basmış. rögar kapaklarından dökülen bozukluklar kirli sularla denize karışmış.yosun gözlü dilberin duası kabul olmuş.dünya bundan ibaretken Sufyana yer kalmamış.payına unutulanlar kulübü düşmüş.
kanalizasyondan yeryüzüne açılan geniş alanlarda yer bulmuşlar kendilerine.Sufyan öncülüğünde fethetmişler her unutulmuşun kalbini.şehir eşkiyaları katılmış kulübe ve sokak köpekleri, hatta pislik sinekleri.
kinaye, uyak, türlü şiir zırvalığı mırıldanmışlar inlerinde.yeminler etmişler gün ışığına yüz çevirmeye. Duvarlardan sızan zehirle beslenmişler. ve bir gün aniden bitmiş kalem. Tükenmez dedikleri mürekkep, kaderlerini yarıda bırakmış.kötü bir masalın sonu gibiymiş Sufyanın ölümü.
14 Ekim 2011 Cuma
13 Ekim 2011 Perşembe
Cecilia
dumanı tütüyor.közde kahve.pervazlarda yağmur.atlılar geçiyor bu günlerde, farketmedikleri kulübenin önünden, telaşlı.cecilia uyuyor soğuk nefesini ciğerlerine hapsedip.yabancının nefesiyle yaşadığı günlerden bir koku dolaşıyor burnunda.nereden geldiğini hatırlamak öyle zor.
"canım sıkılıyor yanıyor konuşmak zor ve anlamsız.uyumak istiyorum.o da öyle.değişmeyecek hiçbirşey. kapa çeneni emile duymak istemiyorum beni nasıl alt ettiğini.peki öyleyse.son sözlerim şimdi ve kapatıyorum gözlerimi."
buğulanmış cama 2 çift göz takıldı.atlılar geçmek bilmedi ve Cecilia uykusundan uyanana dek güneş doğmadı. o kaybolmayı tercih eden ender insanlardan. yolunu bulmanın ne anlamı var.zaten her yer yol. kesişenler ve kesişmeyenlerden ibaret. hele bir de yolculuk güzelse, isfanden çınarları dökmüşse yaprakları sağa sola. hışırtı sonbahar sesini çağrıştırıyorsa hala. Cecilia bu döneme ait bir kadın. gözleri yeşil ruhu mavi. kafası karışık saçları da öyle. Cecilia ruhunu düzenbazın emrine amade etmiş bir soylu kızı. yollar boyu susmuş. göğün sesi ve lunanın gölgesinde can bulmuş.
"canım sıkılıyor yanıyor konuşmak zor ve anlamsız.uyumak istiyorum.o da öyle.değişmeyecek hiçbirşey. kapa çeneni emile duymak istemiyorum beni nasıl alt ettiğini.peki öyleyse.son sözlerim şimdi ve kapatıyorum gözlerimi."
buğulanmış cama 2 çift göz takıldı.atlılar geçmek bilmedi ve Cecilia uykusundan uyanana dek güneş doğmadı. o kaybolmayı tercih eden ender insanlardan. yolunu bulmanın ne anlamı var.zaten her yer yol. kesişenler ve kesişmeyenlerden ibaret. hele bir de yolculuk güzelse, isfanden çınarları dökmüşse yaprakları sağa sola. hışırtı sonbahar sesini çağrıştırıyorsa hala. Cecilia bu döneme ait bir kadın. gözleri yeşil ruhu mavi. kafası karışık saçları da öyle. Cecilia ruhunu düzenbazın emrine amade etmiş bir soylu kızı. yollar boyu susmuş. göğün sesi ve lunanın gölgesinde can bulmuş.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Emma
Alışmak, anne karnından insanların dünyasına doğmaktan daha zor olmadı Emma için.
Kafka'nın gemisi çalkalanırken Beethoven çaldı ince uzun parmaklarıyla, okyanus manzaralı kamarasında. Bir an hayale daldı. Yine öteki taraftaydı. Köprünün ucunda insan çığlıkları vardı. kimisi yanık eller uzatmıştı göğe. Kimi yalvarmaktan harap olmuş dilini ıslatıyordu yağmur suyuyla. Karşıdan izliyordu Emma. İnsanların dünyasında şimdi, ötekilerle birlikte Nuhun olmayan bu gemide.
Kambur kamarotu ayakta tutan esmer Emmanın aşkı olmasaydı, ne işi vardı bu gemide. herkesin bir işi vardı. Emma dışında herkesin, gideceği bir yer vardı. Oysa okyanus Emma için varılacak yerdi. Sonunda kayboldu serin dalgalarda. en son saçları kaldı yüzeyde. cansız vücudu onları da çekti dibe. kamarot kaldı geriye.
kimsenin ve hiçbirşeyin geride kalmadığı bir gün var. Emmanın gelişi. zamanın insanlar için durmaksızın ilerlediği, Emmanın henüz sele kapılmadığı gün. O güne kim gitse bir demet orkide bırakır toprakta yer bulsun diye.
Pianoya dokundu.beyaz tuştan tiz bir nota daha düştü.buluttan yağmur, gökten üç elma.
Kafka'nın gemisi çalkalanırken Beethoven çaldı ince uzun parmaklarıyla, okyanus manzaralı kamarasında. Bir an hayale daldı. Yine öteki taraftaydı. Köprünün ucunda insan çığlıkları vardı. kimisi yanık eller uzatmıştı göğe. Kimi yalvarmaktan harap olmuş dilini ıslatıyordu yağmur suyuyla. Karşıdan izliyordu Emma. İnsanların dünyasında şimdi, ötekilerle birlikte Nuhun olmayan bu gemide.
Kambur kamarotu ayakta tutan esmer Emmanın aşkı olmasaydı, ne işi vardı bu gemide. herkesin bir işi vardı. Emma dışında herkesin, gideceği bir yer vardı. Oysa okyanus Emma için varılacak yerdi. Sonunda kayboldu serin dalgalarda. en son saçları kaldı yüzeyde. cansız vücudu onları da çekti dibe. kamarot kaldı geriye.
kimsenin ve hiçbirşeyin geride kalmadığı bir gün var. Emmanın gelişi. zamanın insanlar için durmaksızın ilerlediği, Emmanın henüz sele kapılmadığı gün. O güne kim gitse bir demet orkide bırakır toprakta yer bulsun diye.
Pianoya dokundu.beyaz tuştan tiz bir nota daha düştü.buluttan yağmur, gökten üç elma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)