16 Haziran 2011 Perşembe

Patti

Bir şeyleri çöpe atmaya başlayınca her şeyi atmak istersin.
Bir gün aynanın karşısına geçti. o gün değişmeye karar vermişti. önce bir tutam saç aldı eline. makasla kesiverdi kolayca. çıkan ses bir kaç anıyı kırptı düşüncelerinden. sonra biraz daha kesti. ve sürekli kesmek istedi. ta ki anıları tükenene dek kesti saçlarını. anıları tükendiğinde saçları da tükenmişti. simsiyah saçları beline kadardı bir çok resminde. yılların anısı birikmiş, tozlanmaya yüz tutmuştu üzerinde. yer yer düşler ve saçlarının sonlarına doğru çokça düş kırıkları mevcuttu. esmer teni 23 yaşın getirdiği bir kaç iz dışında pürüzsüzdü. yaşını gösteren bir kadındı. ayna onu biraz daha büyük gösterirdi.
Bir gün uyandığında güneş odasını ısıtmış, duvarlarda desenler yaratmıştı. uyanır uyanmaz, öylece, pijamalarıyla sokağa attı kendini. yürüdükçe yürümek istedi. Birmingham'ın havası kaprislidir. yağmur önce bir kaç damla dökülür sonra sövdürene kadar döker bulutlarını insanın tepesine. Patti ağlasa bile kimse farkedemezdi göz yaşlarını öyle pervasızca yağan yağmurun altında. bulutlar yağdıkça yağmak istedi ta ki haftanın nemini üzerinden atana dek.
Patti ıslandıkça ıslanmak istedi ta ki göz yaşları bitene dek.
Bir gün yorgun argın eve döndü Patti. İşlerden ziyade fikirleri yoğundu. öylece uzandı yatağa. istediği bitmek bilmeyen fikirlerini uykuya satmaktı. gözlerini yumdu. yumaryummaz uyudu. uyudukça uyumak istedi. ta ki zihninde düş kırıntısı kalmayana dek.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Arnold

Hergün gökdelenin 102. katından izler gün doğuşunu.zavallı insanlar henüz uyanmaya çalışırken, koşuştururken caddelerde, arabalar çarpışırken, dünya ağır ağır dönerken ve yavaşlarken hızı her saniye, uğultusu uğramazdı 102. kata. belki dünya, bu denli büyük gökdelenlerle dolmasaydı ve ölülerimizi gezegenimizde saklamasaydık bu denli ağırlaşmazdı yükü ve yavaşlamazdı zaman. hızla dönerdik balerinin eteği gibi. savrulurduk belki. ama olsun; Arnold için farketmezdi. Hergün aynı manzarayı yayınlamamalıydı gökdelen camları. Çünkü defalarca izlediğimiz filmler uzar her defasında. devamının hayali kurulmaz olur artık.
102. kat hayallerin ulaşamayacağı kadar yüksekteydi zaten. bulutların, hayal taşıdığını sanan, batıl insan zekasının ürünü gökdelenler.
kimilerine göre Arnold'ın işi hep yaver gitmişti. gökdelenin katlarını birbir tırmanmamıştı ne de olsa. Sanki herkes sıfırdan başlamak zorundaymış gibi. Önünde sonunda alışıyor herkes. ya basamakları çıkmaya yada bodrumdan zirveye taşınmaya.Tıpkı Arnold gibi. Alıştıkça siliniyor insan yüzleri, duyulmaz oluyor sesleri. takım elbiselerinin iç cebine saklanıyor kimlikler. Alışkanlık gerçek bir travma belirtisi. muhtemelen bir bıkkınlık nöbetinde Arnold'ın içine işledi.
rekabetten mi, neşe emici sülüklerden mi yoksa kadınsızlıktan bıktı bilinmez, muhtemelen, altın kaplamalı kapı kilidini büküp, ingiliz işi oyma masasının altına saklandığı gün tutuldu bıkkınlık nöbetine. biri bitmeden ötekini yaktı sigarasının.boğazını gırtlağını hatta ciğerlerini acıtana kadar içine çekti dumanı. masanın üzerindeki yangın alarmı ötmeye başladı birsüre sonra. umursayan olmadı. kimse bilmiyordu Arnold'ın karanlık ve dumanın birlikteliğinden ne denli zevk aldığını. Ertesi gün ilk işi yangın alarmını söktürmek olmuştu. Sonra alıştı, her yorucu karar sonrasında masasının altına saklanıp, yüzü sigara dumanından isleninceye kadar içmeye. alıştı aynı hayalleri kurmaya. sonunda hep gün doğardı. bulutlar silinirdi gökyüzünden. zaten hayal de taşımazlardı üzerlerinde. gitsinler o zaman. nasılsa ölürken bulutlardan birinin üzerine atlayacaktı Arnold. Bıkkınlık nöbetinin hemen sonrasında oturacaktı deri sandalyesine ve arkasını gün doğumunu yayınlayan camlara dönecek, itecekti sandalyesini geriye doğru. önce kırık cam parçaları yağacaktı yüzüne sonra tarifi mümkün olmayan hafiflik hissi gülümsemeye dönüşecekti dudaklarında :)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Ursula

Bir gün öyle büyük bir hata yaptı ki, sonraki ömrünü tanımlayabilen tek kelime pişmanlık olacak. Her pişmanlık sonrasında olduğu gibi gün geçtikçe çirkinleşecek, gözlerindeki ışıltı sönecek, kum rengi saçları ağaracak, hızla yaşlanıp küle dönüşecek ve külleri uçsuz bucaksız yamaçlardan denize savrulacak. Taşlaşmış kalbinin külleri balıklara yem olacak, balıklar denizleri terkedip kendilerini kıyılara vuracak yağan yağmurla yeniden canlanacaklar. canlandıklarında dünyaya geri dönmenin pişmanlığını yaşayacaklar ve pişmanlık suya oradan da toprağa bulaşacak. Bitkiler canlı olduklarını ispat etmeye çalışırken topraktan çaldıkları suyla zehirlenecek ve pişmanlık dolu oksijeni havaya salacaklar. Uçan kuşlar, akbabalar dahi zehirlenecek havaya bulaşan pişmanlıktan ve sonra tüm insanlar. Ursulanın yaptığı hatanın bedelini tüm dünya ödeyecek.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Hermann

19. yüzyılın ilk çeyreğinde, ülkenin ilk fotoğrafçı kulübesine sahipti Hermann. Siyah örtünün altında sihirler yapıp, insanların resmini çizerdi saniyeler içinde. yada bir tuşa basardı ve gümüş tozları yayılırdı kağıda.veya kimsenin bilmediği büyülü sözleri fısıldardı ve boş kağıtlar resimli görünürdü insanların gözüne.
upuzun film şeritlerinden tanırdı insanları. Richard, Arturo, Fiona hepsini oradan tanımıştı. hayatlarına dair her ayrıntıyı görebilirdi film şeridindeki bir fotoğraf karesinden. gülümsemelerinin yüzlerinde oluşturduğu çizgilerden anlardı kim olduklarını ve neler yaşadıklarını. zoraki bir gülümseme, anlamsız bir boş bakış, sıkılgan tavırlar, içten kahkahalar sonucunda oluşan derin yarıklar veya yüzeysel çatlaklar, hatta bazen pürüzsüz dudaklar.
Herkes fotoğraf çekilmeliydi eğer soyluysa ve insansa. Herkesin bir fotoğrafı olmalıydı Mia dışında. Fotoğrafçı kulübesine gelebilseydi ve fotoğrafını çekmesini isteseydi keşke. Ancak öyle tanıyabilirdi Mia'yı. Mia onu tanımasa da olur, o Mia'yı tanımalıydı mutlaka. Aklını kaçırabilirdi düşünmekten. parmaklarına kramp girerdi Mianın resmini çizmekten. Ama gerçeği kadar güzel olmazdı asla. bu yüzden gelmeliydi kulübeye, fotoğrafını çektirmeliydi mutlaka.
Yıllarca Mia'yı uzaktan izledi Hermann. Her adımda arkasındaydı, sessizce takip ederdi Mia'yı sokaklar boyunca. Sonunda gece olurdu ve ışıkları sönerdi evlerin. Karanlığa gizlenirdi Mia. Kimbilir belki kara elflerin diyarında dolaşırdı rüyasında, belki olmayan ülkede gezintiye çıkardı, belki de ölmüşlerin bedenine girer, dünyayı kurtarırdı geceleri. mutlaka tanımalıydı Miayı. aklını yitirmeden önce bilmeliydi kim olduğunu ve söndürmeliydi merakını.
Yine ayın dünya çevresini turlarken dolunay haliyle insanoğluna göründüğü bir gece Mianın evinin önünde soluğu aldı Hermann. yanında devasa büyüklükte aletler getirmişti. ilk günden beri kulübesini mesken edinen fotoğraf makinesinin parçalarıydı bunlar. tek başına taşıyamayacağı kadar büyük ve ağır olduğu için parçalayarak taşımıştı servetini. Sabaha kadar süren uğraşıların neticesinde bütün parçaları birleştirdi ve en başından bir fotoğraf makinesi inşaa etti. Eğer herşey yolunda giderse, fotoğraf makinesi düzgün çalışacak ve çekecekti Mianın resmini. güneş doğduktan saatler sonra aralandı Mianın kapısı. evin içinden sarışın bir kız çıktı. beyaz elbisesiyle dans eden bir kuğuyu andırıyordu. Acele etmeliydi Hermann. Bir an önce basmalıydı tuşa. Evinin önündeki koca makineyi farkeden Mia önce kaşlarını çatarak bunun ne olduğunu algılamaya çalıştı ve sonra gülümsedi Hermanna bakıp.İşte tam o anda parmağı bastı deklanşöre.Mianın yaydığı ışık objektife ulaştı.oradan da diyaframa.sıra örtücüye geldiğinde ya gözleri kamaştığından yada yanlış monte edildiğinden uzunca bir süre açık kaldı.bir aksilik olduğunu farketti Hermann. endişelendi. vurmaya başladı makineye. kurcaladı her yanını. ve sonunda örtücü kapandı. artık kağıt üzerine yansımıştı resim. makineyle uğraşmayı bırakıp kafasını kaldırdı Hermann. Mia yoktu kapının önünde. Bir kurt düştü içine. 'ya makine Mianın fotoğrafını çekmemişse.'
negatifi aldığında derin bir oh çekti. Mia oradaydı ve gülümsemesi gerçeğinden bile daha güzeldi. tek sorun Mianın fotoğrafını yalnızca Hermannın görmesiydi. ya makinenin yada Hermannın hayal gücünün mucizesi olsa gerek, kim baktıysa fotoğrafa, gördükleri boş bir kapı önünden ibaretti.
ışıkla resim çizen adamın son resmi oldu Mia. Onu tanıdıktan sonra gerek duymadı başka fotoğraflara.