6 Haziran 2011 Pazartesi

Hermann

19. yüzyılın ilk çeyreğinde, ülkenin ilk fotoğrafçı kulübesine sahipti Hermann. Siyah örtünün altında sihirler yapıp, insanların resmini çizerdi saniyeler içinde. yada bir tuşa basardı ve gümüş tozları yayılırdı kağıda.veya kimsenin bilmediği büyülü sözleri fısıldardı ve boş kağıtlar resimli görünürdü insanların gözüne.
upuzun film şeritlerinden tanırdı insanları. Richard, Arturo, Fiona hepsini oradan tanımıştı. hayatlarına dair her ayrıntıyı görebilirdi film şeridindeki bir fotoğraf karesinden. gülümsemelerinin yüzlerinde oluşturduğu çizgilerden anlardı kim olduklarını ve neler yaşadıklarını. zoraki bir gülümseme, anlamsız bir boş bakış, sıkılgan tavırlar, içten kahkahalar sonucunda oluşan derin yarıklar veya yüzeysel çatlaklar, hatta bazen pürüzsüz dudaklar.
Herkes fotoğraf çekilmeliydi eğer soyluysa ve insansa. Herkesin bir fotoğrafı olmalıydı Mia dışında. Fotoğrafçı kulübesine gelebilseydi ve fotoğrafını çekmesini isteseydi keşke. Ancak öyle tanıyabilirdi Mia'yı. Mia onu tanımasa da olur, o Mia'yı tanımalıydı mutlaka. Aklını kaçırabilirdi düşünmekten. parmaklarına kramp girerdi Mianın resmini çizmekten. Ama gerçeği kadar güzel olmazdı asla. bu yüzden gelmeliydi kulübeye, fotoğrafını çektirmeliydi mutlaka.
Yıllarca Mia'yı uzaktan izledi Hermann. Her adımda arkasındaydı, sessizce takip ederdi Mia'yı sokaklar boyunca. Sonunda gece olurdu ve ışıkları sönerdi evlerin. Karanlığa gizlenirdi Mia. Kimbilir belki kara elflerin diyarında dolaşırdı rüyasında, belki olmayan ülkede gezintiye çıkardı, belki de ölmüşlerin bedenine girer, dünyayı kurtarırdı geceleri. mutlaka tanımalıydı Miayı. aklını yitirmeden önce bilmeliydi kim olduğunu ve söndürmeliydi merakını.
Yine ayın dünya çevresini turlarken dolunay haliyle insanoğluna göründüğü bir gece Mianın evinin önünde soluğu aldı Hermann. yanında devasa büyüklükte aletler getirmişti. ilk günden beri kulübesini mesken edinen fotoğraf makinesinin parçalarıydı bunlar. tek başına taşıyamayacağı kadar büyük ve ağır olduğu için parçalayarak taşımıştı servetini. Sabaha kadar süren uğraşıların neticesinde bütün parçaları birleştirdi ve en başından bir fotoğraf makinesi inşaa etti. Eğer herşey yolunda giderse, fotoğraf makinesi düzgün çalışacak ve çekecekti Mianın resmini. güneş doğduktan saatler sonra aralandı Mianın kapısı. evin içinden sarışın bir kız çıktı. beyaz elbisesiyle dans eden bir kuğuyu andırıyordu. Acele etmeliydi Hermann. Bir an önce basmalıydı tuşa. Evinin önündeki koca makineyi farkeden Mia önce kaşlarını çatarak bunun ne olduğunu algılamaya çalıştı ve sonra gülümsedi Hermanna bakıp.İşte tam o anda parmağı bastı deklanşöre.Mianın yaydığı ışık objektife ulaştı.oradan da diyaframa.sıra örtücüye geldiğinde ya gözleri kamaştığından yada yanlış monte edildiğinden uzunca bir süre açık kaldı.bir aksilik olduğunu farketti Hermann. endişelendi. vurmaya başladı makineye. kurcaladı her yanını. ve sonunda örtücü kapandı. artık kağıt üzerine yansımıştı resim. makineyle uğraşmayı bırakıp kafasını kaldırdı Hermann. Mia yoktu kapının önünde. Bir kurt düştü içine. 'ya makine Mianın fotoğrafını çekmemişse.'
negatifi aldığında derin bir oh çekti. Mia oradaydı ve gülümsemesi gerçeğinden bile daha güzeldi. tek sorun Mianın fotoğrafını yalnızca Hermannın görmesiydi. ya makinenin yada Hermannın hayal gücünün mucizesi olsa gerek, kim baktıysa fotoğrafa, gördükleri boş bir kapı önünden ibaretti.
ışıkla resim çizen adamın son resmi oldu Mia. Onu tanıdıktan sonra gerek duymadı başka fotoğraflara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder