102. kat hayallerin ulaşamayacağı kadar yüksekteydi zaten. bulutların, hayal taşıdığını sanan, batıl insan zekasının ürünü gökdelenler.
kimilerine göre Arnold'ın işi hep yaver gitmişti. gökdelenin katlarını birbir tırmanmamıştı ne de olsa. Sanki herkes sıfırdan başlamak zorundaymış gibi. Önünde sonunda alışıyor herkes. ya basamakları çıkmaya yada bodrumdan zirveye taşınmaya.Tıpkı Arnold gibi. Alıştıkça siliniyor insan yüzleri, duyulmaz oluyor sesleri. takım elbiselerinin iç cebine saklanıyor kimlikler. Alışkanlık gerçek bir travma belirtisi. muhtemelen bir bıkkınlık nöbetinde Arnold'ın içine işledi.
rekabetten mi, neşe emici sülüklerden mi yoksa kadınsızlıktan bıktı bilinmez, muhtemelen, altın kaplamalı kapı kilidini büküp, ingiliz işi oyma masasının altına saklandığı gün tutuldu bıkkınlık nöbetine. biri bitmeden ötekini yaktı sigarasının.boğazını gırtlağını hatta ciğerlerini acıtana kadar içine çekti dumanı. masanın üzerindeki yangın alarmı ötmeye başladı birsüre sonra. umursayan olmadı. kimse bilmiyordu Arnold'ın karanlık ve dumanın birlikteliğinden ne denli zevk aldığını. Ertesi gün ilk işi yangın alarmını söktürmek olmuştu. Sonra alıştı, her yorucu karar sonrasında masasının altına saklanıp, yüzü sigara dumanından isleninceye kadar içmeye. alıştı aynı hayalleri kurmaya. sonunda hep gün doğardı. bulutlar silinirdi gökyüzünden. zaten hayal de taşımazlardı üzerlerinde. gitsinler o zaman. nasılsa ölürken bulutlardan birinin üzerine atlayacaktı Arnold. Bıkkınlık nöbetinin hemen sonrasında oturacaktı deri sandalyesine ve arkasını gün doğumunu yayınlayan camlara dönecek, itecekti sandalyesini geriye doğru. önce kırık cam parçaları yağacaktı yüzüne sonra tarifi mümkün olmayan hafiflik hissi gülümsemeye dönüşecekti dudaklarında :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder