4 Aralık 2010 Cumartesi

Malmsteen

Soğuktan donmuş bakışları, nefretle kavrulan yüreği ve tükenmek bilmeyen hırsından ibaretti. Bakışlarıyla karşılaşan herhangi bir çift göz Onun ölmüş masumiyetinin ardından ağıtlar yakabilirdi.
Kılıcı kan kusuyordu. Arkasında bıraktığı cansız vücutlarla örtülmüş araziye son kez dönüp baktığında, sessizce kutlamıştı zaferini. Kaçıncı yüzyılın, kaçıncı çeyreğinde olduğu umurunda değildi. Onun için zaman; ancak hatıralarına olan uzaklığıyla ölçülebilirdi.
En son ne zaman gülmüştü veya ne zaman herhangi bir surete bürünmüştü? Suratı hep mi böyle ifadesizdi yoksa? Görenler, mimik kabiliyetini, Tanrı'nın ondan esirgediğini düşünebilirdi. Belki gülmüştür bir zamanlar hatta belki ağlamıştır bile. Ama bunu hiçbirimiz bilemeyeceğiz. Çünkü öyleyse bile Onun hatıralarında yer alamayacak kadar uzun zaman önceydi.
Leş yığınlarının arasından geçerken, içine çekerdi ölümü. Çektikçe ömrünü uzatan sigarasıydı ölüm.
Ve aslında bir keresinde öldürülmek istemişti. Ama Azrail Onun bakışlarından dehşete düşmüş olacak ki, tırpanını Ona hediye edip, gitmişti.
Belki de o Lovecraft'ın esinlendiği kişiydi ve Lovecraft bu olay için "tuhaf zamanlarda ölüm bile ölebilir" diyecekti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder