5 Ocak 2011 Çarşamba
Dominic
Cam kenarında yolculuk eden Dominic, arkadan gelen patırtıyı merak ederek arkasına dönüp açılan vagon kapısına baktı. tren yolcu almak için durmuştu. Bir adam cüssesine aldırış etmeden pianoyla trene binmeye kalkışmıştı. bir kaç yardımseverle birlikte içeri taşıdılar konsol pianoyu. "görülmemiş şey" diye mırıldanıyordu yolcular. bu adam şaşırmış olmalıydı. sarışın genç, "yanlış yerdesiniz bayım" diye seslendi. belli ki beyinleri uzun süredir düşünmek faaliyetinden yoksundu hem sarışın gencin hemde yanındaki iki arkadaşının. arkadaşlarından kız olan, kızlara özgü biçimde kıkırdadı. Sonra adamla ilgilenmeyi kesip bu durakta inmeleri gerektiğini farkettiler ve aceleyle dışarı fırladılar. bu sırada kızın elinde tuttuğu ceketi kapanan kapıya sıkıştı. biraz çekiştirdi fakat nafile. ceket trende uzun bir yolculuğa mahkumdu artık.tekrarlı notalardan oluşan ılık bir melodi duyuldu sonra. kuşkusuz pianistin parmakları sebep oluyordu bu sese. daha da şaşıran yolcular müziğin esintisine kapıldılar. Dominic gibi cam kenarındakiler, koridor tarafındakiler hatta ayaktakiler hayal kurmaya daldılar. müzik böyle devam ederse kuşkusuz hepsi inecekleri durağı kaçıracaklardı.dakikalarca devam etti "la dispute" etkisi. başka birinin hayalleri canlandı Dominic'in zihninde. "ılık bir bahar sabahında, yeşil, gölgeli bir yerde kahvaltı yapar gibi rengarenk kıyafetli insanlarla birlikte, bir umut doldu kalbine."sanki trendeki insanlardı hayalindeki, yeşil bahçede umuduna eşlik ediyorlardı.aniden sustu şarkı orta yerinde. karanlığa büründü kıyafetler ve hayaller.yüzü ıslandı Dominic'in.sıçrayan her neyse sıcaktı.piano çalan adama baktı. yerde yatıyordu.revolver yanında oturan kadının ayaklarına düşmüştü.tren istasyona yanaştı.kapıya sıkışan ceket, ruhunu kaybeden piyanistin bedeni gibi yığıldı, raylara düştü.insanlar indi birer birer.Nasıl hayret etmişlerdi kimbilir.Dominic yalnızca ayaklarını izliyordu.ayaklara bakınca ancak telaşlı olduklarını anlayabiliyordu.Dominic de inmek zorundaydı. işe yetişmek için bir sonraki treni kaçırmamalıydı. Trenden indiğinde, kadın orada öylece kalakalmışken, Dominic kapüşonu olmasına rağmen başına geçirmemişken yağmur yağmaya başladı.Yüzündeki kanı yıkadı. kan bir yabancıya aitti.Şimdi sanki yıllardır onunmuş gibi pişkin pişkin süzüldü yanaklarından. ayaklarına baktı. kana bulanmıştı. ayak izlerine bakmadı ama biliyordu ki yağmur yıkayana dek heryere taşıyacaktı yabancı piyanistin kanını.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder