9 Ocak 2011 Pazar

Celine

Bir kağıt aradı dağınık anılarla dolu çekmecelerinde. yer yer buruşuk anılar da vardı, bazıları sararmış, kimilerinde yazılar okunmaz olmuş, kimilerinde mürekkep dağılmış. Kuşkusuz buralardaydı aradığı kağıt.Onu atmış olamaz.Belki yakmıştır ama asla atmaz.Çünkü kağıt ya yazmak yada yakmak içindir. Zaten kelimeler ancak yakıldığında yok edilebilir.

Nihayet buldu kağıdı.Üst köşesi kıvrılmış, yazılar hala okunaklı.güzel el yazısı hem de çok güzel.Bir geçmiş zaman şairinin kelimeleri.
Peki kimdi bu şair?neden yazısı böyle güzelken imzası böyle çirkin.Celine çok çaba sarfetmişti yazanı bulabilmek için.Nafile.Yıllar sonra yine aklına düştü bu şiir; görünüşe bakılırsa yine bulamayacak şairi. Oysa ne çok isterdi hayatını değiştiren şiirin sahibini tanımayı.O kelimelerin efendisini bir tanıyabilseydi..Celine'i ancak o anlayabilirdi.

Sonunda vazgeçti.Onu asla bulamayacaktı.Bir hayaletin peşinden koşmak ne kadar anlamsız.

Sinirlendi.Hayalet şairi bulma hırsı gözlerinde yaş oldu.Kızgındı.En çok gözünden akanlara.
Sokak lambasının aydınlattığı caddeye bakan pencereyi ardına kadar açıp kağıdı geceye savurdu. İnce kağıt; üzerinde hayalet şairin kalem izlerinin ağırlığıyla yere doğru süzülürken, sokak lambasının ışığı hem caddeyi hem de kağıdın yukarı bakan ön yüzünü aydınlatmaktaydı.
Caddede şeytanlardan bihaber ıslık çalarak yürüyen Jesse, başını kaldırıp aşağı süzülen kağıdın alt yüzünü gördüğünde, adını tersten yazarak attığı imzayı tanıması zor olmadı. Önce şaşırdı, sonra gülümseyerek metrelerce yükseklikteki açık pencereye baktı. Koşar adım çıktı merdivenlerden. Kağıdı Celine'in kapısının altından fırlattı. Sonra hızla uzaklaştı kapıdan. Yine ıslık çalarak sokak lambasının aydınlatmadığı başka bir caddeye doğru yürüdü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder