Neticede bebekken düştük bu rüyaya. belki annelerimizin rüyasıydı belki Tanrı'nın ya da bir hayal kurdu Zeus içinden bizim geçtiğimiz. Sonuçta öğrendiklerimiz kadardık ve bir de dünya dışında kabul görmeyen yeteneklerimiz. Bir çoğumuz görebilir, işitebiliriz. istediğimizde bir çoğumuz aynı rüyada tıpatıp benzerler olabiliriz. ama farklı yaşarız. ölümlerimiz bile farklıdır. güzeller ve çirkinler, tatlılar ve tuzlular, siyahlar ve beyazlar... gördüğümüz tattığımız hissettiğimiz her neyse bizim algıladığımız kadardır. sadece öğreticilerimizin adlandırdığı gibi adlandırırız çevremizdekileri.
Bob henüz 6 aylıkken babasının hurda arabasının camından bakarken ilerleyen ağaçlara baktı sonra kımıldamayan asfalta. parmağını uzatıp ağacı işaret ettiğinde annesi gülümsedi "ağaç" dedi. "onlarca yeşil ağaç". keşke o zamanlar konuşabilseydi, çünkü henüz beyni öğretilerle yıkanmamıştı ve annesinin saçmaladığının farkındaydı. uzunca bir süre annesi ısrar etti ağaç yapraklarının yeşil olduğunda, gökyüzünün mavi, bulutlarınsa beyazlığında. Sonunda gerçeği unuttu Bob. Rüyanın yanılgısında, gerçek bir yaşam yarattı kendince.bu dünyada ağaçların yaprağı yeşildi.
16 yaşına geldiğinde, ölümün kıyısından dönüp gerçeği keşfettiğinde anladı ki aslında ağaç yeşil değildi. yeşil sadece bir kelime. başka annelerin rüyalarından dünyaya düşen bebeklere de gördükleri şeyin yeşil olduğu öğretildi. peki ya aynı şeyleri görmüyorsak?
Belki de o yüzden bazıları ormanı bazıları denizi sever. belki o yüzden Bob'un kahverengi diye gördüğü şeyi sevenler vardır çünkü gördükleri onunkinden farklıdır. belki o yüzden Bob güzeller güzeli Jessica'ya aşık olduğunda onu kimse anlayamamıştır.
16 yaşında bu durumu keşfetme şansını yakalayan Bob o günden sonra konuşmadı. uyanmayı bekledi.şimdilerde 36sında. yolun yarısını geçtiği için mutlu. çünkü biliyor ki rüyaların sonu hiçbir zaman hatırlanmaz.o kısımlar hızlı ilerler. kitaplarda ve filmlerde olduğu gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder