4 Nisan 2011 Pazartesi

Felisha

İncecik bir kızın gölgesiydi felisha. bazen haddinden uzun simsiyah bir karartı. bazen rengi soluk griye bakan bir lekeydi duvarda. bütün gölgeler onun gibi sadık olabilir mi bilmiyorum. o tanıdığım en itaatkar gölgeydi. Darılmak, küsmek nedir bilmezdi. karanlıkta kaybeder diye sahibini, ışıkları hiç söndürmezdi.
Felishanın sahibi küçük bir kız çocuğuydu. Tıpkı Felishanınki gibi kabarık dalgalı saçları vardı. ama saçları felishanınki gibi kül rengi değil altın sarısıydı. bir de sahibinin mavi gözleri dışında pek fark yoktu aralarında.
Felisha iyi tanırdı sahibini.ortak yönleri öyle çoktu ki. ikisi de korkardı karanlıktan ve kurt adamlardan. Bir gün tanıyamaz oldu onu. Sahibi büyüme denen hastalığın pençesine düşmüştü. durumu gün geçtikçe kötüleşiyordu. önce sureti sonra huyu değişti. felishanın ise elinden birşey gelmiyor, yalnızca köşesine sinip üzülüyordu onun bu haline. ne zaman yardım için uzansa elleri, ancak nesnelerin gölgelerine dokunabiliyordu.
Yine sahibini takip ettiği bir sırada, elinin istemsizce ışığı kapatmak üzere olduğunu farketti.Pencereye baktı. Dolunay gökyüzünü aydınlatıyor, fakat kalın perdeler ışığın odaya yayılmasını engelliyordu.Sahibine baktı.Artık bir yetişkindi.Ve diğer yetişkinler gibi karanlıktan korkmamayı öğrenmişti.Felisha nın eli tıpkı sahibininki gibi düğmeye uzandı ve ışığı söndürdü.Karanlıkta kaybolan Felisha can havliyle açmaya çalıştı ışığı. Ama elleri düğmenin gölgesinde asılı kaldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder